8 August
Soğuksun ölüm, soğuksun.
İstediğin kadar soğuk ol,
Bana buz gibi sudan daha tatlı gelirsin!
Unutma ki sen benim kölemdin,
Ve öyle de kalacaksın.
Ben senin efendin,
Ben emrederim sen itaat edersin.
Ey özgür dağların kölesi, emrediyorum;
Gel ve al canımı!"
Eski bir Çeçen türküsü
YES ALLAH!
Allah'tan korkan tanımaz başka bir korku.
kurşun nedir, sürgün ne, ölmek ne ki?
biz dağların çocuğuyuz,
öyle mağrur ve muzaffer öyle erişilmez.
her can bir tohum gibi düşer toprağa
ve her çocuk Şamil'in türküsüyle büyür.
ağıtlarını kendine yaksın insanlık
biliriz
Allah varsa ve yârsa yüreğimize
secdeyle öpülen toprak adına
masum bebeklerin ölü avuçları adına
yetmeyecek korkulu yüreklerinize topunuz tüfeğiniz.
çünkü biz ;
her dilde direnmeyi bilen
''nasrun minallallahi ve fethun garîb''
erleriyiz
o halde
NO PROBLEM!
EY ŞEHADET
Herkese uğradın sen bana küsülü müsün
Birçoğuna göz kırptın bana yeminli misin
Ben senin aşkın ile kavrulurken burada
Ey şehadet sen bana neden nazlar edersin
Bilsem ki ne zamana denk gelecek o gelişin
Damat gibi hazırlanıp güzelce süslenirdim
Kanımı toplardım tam fışkıracağı yerden
Ey şehadet sen benim aşkımsın can özümsün
Ey şehadet kurtuluş, âzadelik sendedir
İzzet, şeref, ar, namus yolunun üstündedir
Kanımın fışkırması gelişine müjdedir
Ey şehadet çabuk gel, bana getir müjdeni
Ahde sadık olanlar evliya, enbiyalar
Gözlerini kırpmadan sana talip oldular
Bir gülü koklar gibi haz ile kokladılar
Ey şehadet kokunun lezzetine vardılar
Gerçi her isteyene nasib olmadıysa da
Duam şudur rabbimden nasib olsun banada
Nasib olsun ya Rabbi bu aşkla yananlara
Şehadet kokusuyla bütün küfrü devirir
Nuveyba
Öfkemin hançerine su ver sen
kalkalım bir seher vakti Nuveyba
işgal edilmiş topraklarımız üstüne
güneş doğmadan önce
her taşın dibine bir yıldız gömmüşler
şu denizden hala kırbaç sesi gelir
atlıları en son ne zaman görmüştün Nuveyba
ne zaman öpmüştün ayağını Selahaddin’in
kol kırılır yen içinde kalır
ya baş koparsa Nuveyba
bu gövde bir düşerse yere ya
kan tutar dağları, atom santrallerini
yer yüzünü ve umutları sel alır
geriye andın, aşkın ve adın kaldı
andını çocuklar içti Nuveyba
aşkın yüreklere düştü
adın cellatların kirli elinde
Filistin askısına dönüştü
kan akacak bu topraklarda kan
kendileri benimkini
demirden atları seninkini icecek
bir can düşecek toprağa
Sabra
bir can kalkacak.
Ramallah’ta tarlalara çocuk ektik Nuveyba
taşlarıyla ebabiller dönüştü tomurcuğa
güz ekinidir bilirsin verirse Mevla
yüreklerin buz kestiği bir mevsimin ardından
her bir çiçek kesebilir çocuğa
sihirbazın çırağını hatırlarsın Nuveyba
o hendekte hala tüter annelerin şarkısı
o gün bu gün hala utanır güneş
adın ateş, andın ateş, aşkın ateş.
M.İSLAMOĞLU (DİVAN KİTABINDAN)